DOLAR 8,3580
EURO 9,9314
ALTIN 486,68
BIST 1.400
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 36°C
Sıcak
İstanbul
36°C
Sıcak
Çar 35°C
Per 35°C
Cum 35°C
Cts 32°C

Nefes alış veriş şeklin, tüm yaşamın tohumudur. / Aslı Necmiye AKTAŞ

26.11.2020
A+
A-

Aslı Necmiye AKTAŞ

Nasıl yaşarsanız öyle ölür, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz. Bunun daha ötesi, nasıl nefes alıp verirseniz öyle yaşarsınız. Çünkü nefesimiz hayatın iniş çıkışlarına ve yön değişimlerine uygun hareket eder. Bazen sığ, bazen derin olur ve duygularımızı etkiler. Duygularımız madem hayatımızı etkiliyor, o zaman hayatımızın kontrolünü elimize almak için nefesimizin farkında olmalıyız. Nefes alışkanlığımıza yeniden format atıp kontrolünü sağladığımızda bedensel sağlık yanında, duygu ve düşüncelerimizde de iyileşmeler olacaktır.

Düşünce biçimimiz karşımıza nelerin çıkacağını, hayatımızın iyi ve kötü taraflarını etkiler. Kendinize aklınıza geldikçe kulak verin; aynı düşünceyi birkaç gün içinde halâ tekrar ediyorsanız, bu sizin zihinsel şablonunuzdur. Düşüncelerimiz davranışlarımızı belirler! Olumlu düşünceler sizi daima ileri taşır ama olumsuz düşünceler sadece zorluk ve başarısızlık getirir. Hem bu olumsuz düşünceler sadece başarı ya da başarısızlığınızı değil sağlığınızı da etkiler.

Neden pek çok insan baş, boyun ve sırt ağrısı çekiyor sizce? Zihin esnek değilse, hayata 4 boyutlu bakamıyorsa, boynumuzu esnetmiyorsa yani olaylara esnek bakamıyorsa boyun ağrısı çekmesi muhtemeldir.

Katılaşmış bedende akım olmadığında beden başıyla bağlantı kurabilir mi? Düşüncelerde esneklik, bir soruna farklı bakış açılarından yaklaşmak ve çözüm bulmakta yaratıcı olmak demektir. İnatçı, uzlaşma yeteneği olmayan, sorunu karşısındakinin bakış açısından görebilme yeteneğini geliştirememiş kişiler, daha insaflı ve anlayışlı değerlendirmeyi öğreninceye kadar baş, boyun ve sırt ağrısı çekeceklerdir. Kişi, eğer herkesi eleştirmeyi alışkanlık haline getirmiş ise eklemleri ve kasları ağrıyacaktır. Öfke ve kin düşüncelere egemen olursa o zamanda beden enfeksiyonlara açlık hale gelecektir. Uzun zaman önce uğradığı adaletsizliğe saplanıp kalırsa, önce bedeni sonra hücreleri tükenecektir. Bu nedenle, hem bedensel hem de psikolojik sağlığımızı geri kazanmak için zararlı düşüncelerden ve besinlerden olabildiği kadar çok uzak durmak için çaba sarf edilmesi önem arz etmektedir. Besinler diyorum, çünkü “ne yersek o oluyoruz”. Yediklerimizin her biri bizde işleniyor; duygu, düşünce ve davranışlarımızla OKUnuyor. Sonra hayatımızda her alanda adım adım eşiklerden geçiyoruz.

Yaşamda tekâmülle ilerliyoruz. Bilincimiz hep ait olduğu aslına doğru bir yolda yolcu. Sağlık, mutluluk, huzur, aşk, sevgi, güven, bolluk bereket, yaşam enerjisi, güç, coşku, tutku… Bütün bu potansiyel enerjiler hepimizde mevcut. Bütün bu duygular bizden açığa çıkmayı bekliyor ama biz hep bir şeyleri halletme çabasındayız. Bedenimizdeki hücrelerin çok çalışıp yorulmasını kendilerini toksinlerden arındırma çabasında olduklarından biz de dış dünyada toksinleri görüp belki de içine düşüp dış dünyayı arındırmaya çalışıyoruz. Aslında ne kadar basit, bitmesini hiç istemeyeceğiniz içinde sağlık, güven, mutluluk sahnelerini barındıran film karelerinde nefes almak, kendi filmimizde yaşamak.  Büyüleyici değil mi? Kendimizi, kendimiz ile kendimizde Oluş’umuzu yaşamak, hem de sonsuz ENERJİ içinde.

Neyse… Konumuz sağlıklı besinlerdi, yukarıdaki duygularda sonucu…

Bedende en çok kasları, kalbi ve beyni kullanıyoruz. Sağlıklı düşünmemiz, beynimizin tamamını kullanabilmemiz bile vücudumuzun beyin bölgesine gönderdiğimiz glikoz ve oksijen miktarına bağlı. Bu ne kadar sık olursa beynimizden beklentilerimiz de bir o kadar artar. Ona ne kadar iyi bakar beslersek, ondan çok iyi enerji alırız. Bunun gibi bütün organlarda da aynı şekilde düşünmek gerekir.

O halde; önceliğimizde sağlık olacaksa yani yaşamımızın devamlılığı ve kalitesi söz konusu olacaksa; oksijeni hangi ölçüde alabildiğimiz gibi oksijene ulaştığımız an’da çok önemli.

Tabiatta ki her canlı tüm yaşamsal faaliyetlerinin gerçekleşmesi için enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerji Adenozin Tri Phosphate denilen bir molekül. ATP hücrelerimiz içinde bulunan, diğer adı enerji santrali olan mitokondrilerde üretilir. Aldığımız her besinin sindirim sonucu bağırsaktan kana geçişteki formu glikozdur.

Vücudumuzda 40 trilyon hücre ve her hücrede farklı sayıda mitokondri vardır. Mitokondri sayısı hücrenin enerji ihtiyacı ile doğru orantılıdır. Özellikle kas ve sinir hücreleri gibi enerji ihtiyacı fazla olan hücrelerde ortalama 7 bin mitokondri bulunurken, diğer hücrelerde ortalama olarak 500 kadar mitokondri vardır.

Tek bir mitokondri saniyede 10 milyon molekül ATP ve günlük olarak kendi vücut ağırlığımıza yakın ATP üretir. Günlük enerji ihtiyacımız için dakikada 2 kez ATP üretilir ve harcanır, tekrar üretilir. Yani sürekli kendi kendini ancak oksijen varlığında şarj edebilen muhteşem bir bedene sahibiz. Bedenimiz bu çıkan enerjiyi kullanarak hayat kalitesini arttırır ve yaşamının devamlılığını sağlar. Nefes alırız, oksijen hücreye gider. Hücre içinde de mitokondriye. Burası önemli! Hücrede 2 tür enerji üretilir! Biri hücre sitoplazmasında yani hücre içinde, diğeri mitokondridedir. Mitokondride sadece oksijen ile ATP üretilirken, sitoplazmada oksijene ihtiyaç bile duyulmaz.

Her nefes alışımızda amaç mitokondride enerji oluşturmak. Hücreye gönderilen glikoz sitoplazmada glikoliz tepkimeleri sonucu 2 adet pirüvat (3C’lu bir molekül) ve 2 adet NAD molekülü sentezlenir. Ayrıca net 2 ATP üretilir. NAD (Nikotinamid Adenin dinükleotid) bir çeşit koenzimdir. Glikozun yapısında bulunan hidrojenlerden bir bölümü NAD tarafından yakalanır, indirgenerek NADH‘a dönüşür. Amacı, bu hidrojenleri ETS (Elektron Taşıma Sistemi) aşamasına taşıyarak (mitokondri) her birinden ATP üretimini sağlamaktır. Prüvat mitokondriye kadar ulaşırsa 34 ATP oluşur. Bu nedenle prüvatı mitokondriye geçirmek önemli. Geçmez ise oksijensiz solunum ile enerji üretmek için laktik asite dönüşür. Oluşan atık ürünler (+) ve (-) yüklü antioksidanlardır. Mitokondride (+),(-) dengesi (+)’ya kaydığında hastalıklar oluşmaya başlar. Ayrıca hücreler daima birbiri ile elektriksel sinyallerle haberleşme halindedir. Hücre zarının hem içi hem de dışı sabit bir milivolt elektriksel değerdedir. Sadece dinlenme anlarında ve iş yaparken voltaj değişir. Eğer hücre zarı zarar görürse sabit voltaj değişir ve elektrik akımı yavaşlar. Hücre zarı elektrona sahip değilse elektriği iletemez. Yani hücre içindeki radikallere elektron verdiği için hücre zarı sertleşir ve esnekliğini kaybeder. Hem diğer hücreler hem de beyin ile bağlantısı kaybolur. Her tür hastalık, yaşlanma nedeni bu serbest radikallerdir. Başımızın belası serbest radikal, aslında elektronunu yitirmiş masum oksijen atomudur. Hücrede serbest radikal oluşurken, dışarıdan  bir de serbest radikal almak (işlenmiş gıdalar, katkılı içecekler, kızartma, mangal, sigara) hastalık oluşma sürecini hızlandırır. Hücre zarı, içi elektron dolu doymamış yağlardan oluştuğu için radikal hücre zarından 1 elektron alarak zararı indirger ve serbest radikal hücre zarından elektron çaldıkça zar kalınlaşarak esnekliğini kaybeder. Ama sürekli zardan alırsa bu seferde hücre yok olur. Enerji üretimi biter. Bu nedenle antioksidan beslenmeye, kaliteli uykuya, egzersize, sigara kullanmamaya özen göstermeliyiz.

Ayrıca hasta olmamızın başlıca sebeplerinden biri Bağışıklık Sistemimizin (BS) zayıflaması, vücudun bakteri ve virüslerle baş edememesi sonucu savunma sisteminin çalışmamasıdır. Bu nedenle Bağışıklık Sisteminin (BS) temel öğelerinden akyuvarlar bedene zarar verecek tehlike üzerine enzim salgılayarak onları etkisiz hale getirirler. Timus Bezi, Lenfositlerin tekrar kana karışmasını sağlar (akyuvarın akrabası, kana karışarak akyuvarlar gibi vücuda zarar verebilecek düşmanları tararlar). Lenf düğümleri de düşmanları süzgeç gibi tutarak vücuda yayılmasını engeller. Kemik iliği kırmızı kan hücrelerinin yapım yeridir ve dalak da alyuvar ve akyuvarların depo yeridir. İşte bu 4’lü tam sistem çalışıyorsa BS sağlamdır. BS’nin zayıflamasının en büyük nedeni dengesiz ve sağlıksız beslenmektir. Hazır gıdalar, fast food beslenme, asit oranı yüksek yiyecekler, sigara vücutta bir yığın toksin oluşturur ve toksinler vücudun asit-baz dengesini bozarak serbest radikallerin oluşmasına ve bedene zarar vermesine neden olur. Şunu iyi bilmeliyiz, mitokondri yoksa enerji de yok. Mitokondri yağları enerji kaynağı olarak kullanmaya programlanmıştır. Enerji için yüksek karbonhidratlara değil temel protein ve temel yağlara ihtiyacımız vardır.

Vücudumuzdaki her metabolik olay, yani besinleri sindirmek, onlardan enerji üretmek, hücre tamiri, hormonların çalışması, nefes almak, göz kırpmak vs. aslında bir kimyasal reaksiyondur. Üzülünce veya heyecanlanınca vücutta oluşan kimyasal reaksiyon sonucu yani elektronların akışı ile başımız döner, kalbimiz çarpar, gözler dolar belki. İşte bu elektron ve proton akışı düşüncelerimizi, ruh halimizi ve hayatımızı yönlendirir. Hücreler kimyasal reaksiyon sonucu elektron kaybeder ve hücrenin (+) yükü artınca otomatik olarak asidik özelliğe geçer. Tuz ruhunu düşünün, girdiği yeri darma duman eder. İşte hücre de anında bu özelliğe geçiyor ve buna serbest radikal deniliyor. Bir elektronunu kaybeden serbest radikal kaybettiği elektronu kazanmak için önüne gelen dokuya veya hücreye sorgusuz sualsiz saldırarak eksik elektronunu onlardan çalmaya başlar. Aslında niyeti kötü değildir bu sadece eksiğini tamamlama ve dengelenme içgüdüsüdür.

Elektronunu kaybeden bir hücre diğer hücreye saldırarak elektron almaya ve dengelenmeye başladığında vücutta doğal tepki oluşur. Bu tepkiye de “oksidasyon” denir. Yani oksidasyon elektronun bir atom veya molekülden ayrılma tepkimesine verilen addır. Vücutta gerçekleşen her işlem için oksijen gereklidir. Oksijen, kanda glikoz olarak yakılır ve sonuçta kül ve duman gibi zararlı yan kimyasallar oluşur. Bunlar da toksinlerdir. Serbest radikaller yani elektron eksiği olan Oksijen, bedende hassas bir denge ile kontrol edilir ancak serbest radikal sayısı bedenin yanlış beslenmesi ve eksik nefes almasıyla fazlalaşırsa zincirleme reaksiyonlar vücuda hasar vermeye başlar.

 

Aslı Necmiye AKTAŞ Bizi sosyal medya hesaplarımızdan da takip edebilirsiniz.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
%d blogcu bunu beğendi: